KAN GÜTME SAİKİYLE ADAM ÖLDÜRME

GİRİŞ

Kan davaları ve diğer deyimiyle ‘’kan gütme’’ yani yakınının kanını yerde bırakmama anlayışı, ilkel topluluklardan itibaren günümüzde de gelişme ve modernleşmeye rağmen halen izleri taşınan bir yaradır. Genelde gelişmemiş topluluklara mahsus bir gelenek olan kan davaları, halen dahi ülkemizin bazı bölgelerinde görülmektedir.
Herhangi bir nedenle öldürülmüş olan kimsenin kan hısımlarından olan erkekler kan gütme yani öç alma saiki ile öldürenin veya kan hısımlarının bir erkek kimseyi öldürmek kastıyla cürümler işlemekte ve böylece karşılıklı adam öldürme cürümleri devamlı tekrarlanmaktadır. Kan gütme saiki ile insan öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nda ve yürürlükteki çeşitli özel kanunlarda yer almış, suç ile uğranılan zararın önlenmesi ve suçun tekrar işlenmemesi için, suç hakkında birden farklı yaptırım türü öngörülmüştür.
Kan gütme saiki ile işlenen adam öldürme suçunun tanımı kanunda yapılmadığından, suçun unsurları Yargıtay içtihatları ile belirlenmiştir. Çalışmamızda, konu ile ilgili doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararları birlikte değerlendirilerek suçun özellikleri ve unsurları incelenmiştir.

BİRİNCİ BÖLÜM

KAN GÜTME SAİKİ İLE ADAM ÖLDÜRME SUÇU

I- TANIM VE TARİHİ GELİŞİMİ

A- Tanım
Dilimizde kan gütme veya kan davası, bir takım sebeplerle iki alt insan grubu arasında karşılıklı olarak zincirleme şekilde cebir ve şiddete başvurulması anlamına gelmektedir. Kan gütme bir olgu olarak sosyoloji ve kriminolojinin ilgi alanına girmekle birlikte, Türk Hukuku’unda belirli kanun hükümleri ile düzenlenerek ve cezalandırılarak, bir hukuki kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Suçtan zarar görenin öç almasına dayalı kan gütme olgusu, ilkel topluluklardan itibaren günümüzde de gelişme ve mondernleşmeye rağmen dünyanın diğer birçok yerinde halen mevcuttur. Klasik anlamda kan gütme, failin daha önce kendi alt grubuna mensup kişinin öldürülmesi nedeniyle onun öcünü almak için, ilk öldürme olayının doğurduğu elem ve tesirin altında olmaksızın, suçlunun mensup olduğu gruptan birisini öldürmesidir.
Kan gütme saiki, adam öldürme suçunun yasal bir şiddet sebebi olarak belirlenmiş ancak kanunda bir tarifi yapılmamıştır. Kan gütme olgusunun tarifi kanunda yapılmamış olmakla birlikte Yargıtay kararları ile niteliği şu şekilde belirlenmiştir: ‘’Kan gütme, failin daha önce öldürülen bir kimsenin intikamını almak için, ilk olayın doğurduğu elem ve infial geçtikten sonra suçlunun mensup olduğu gruptan birisini veya suçluyu öldürmesidir.’’
Öğretide, kan gütme olaylarının özelliği olarak uzun bir zaman dilimi içerisinde, ilk adam öldürme olayı ve bunun karşılığında işlenen adam öldürme ile buna karşılık olarak gerçekleştirilen adam öldürmeden oluşan en az üç şiddet hareketinin bulunması gerekliliğinden de bahsedilmiştir.

B- Tarihi Gelişimi

İnsanların aile, kabile, aşiret halinde yaşadıkları dönemde dahi Ceza Hukuku kuralları mevcuttur. Zarar verici eylem, aynı toplulukta bulunan bireyler veya topluluğa yönelik işlenmesi halinde fail topluluğun yönetici tarafından cezalandırılırdı. Failin, ait olduğu topluluk içinde suç işlemesi halinde cezalandırılması hususunda bir karışıklık veya güçlük yaşanmazken, başka bir topluluğa ait kişi tarafından zarar verici eylemin gerçekleştirilmesi durumunda ‘’öç alma’’ hakkı ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla, kan gütmenin kökeninde devlet düzeninin ortaya çıkmadığı kabile sisteminde, klanlar ve kabileler arasındaki ilişkileri düzenleyecek bir hukukun bulunmaması ve bu nedenle her klanın kendi üyelerini diğer klanlardan gelebilecek saldırılara karşı korumak ve bu saldırıları cezalandırmak amacı yatar.
Klasik feodalite döneminde tüm Avrupa’da görülen kan davası, Arap yarımadasında özellik cahiliye döneminde yoğun bir şekilde mevcuttu. Kan gütme olaylarının çok yaygın bir gelenek olduğu Arap toplumlarında, adaleti gerçekleştirecek bir hukuk düzeni olmadığından, cahiliye döneminde ortaya çıkan kabileler arası çatışmalar kan davasına dönüşerek devam etmiştir. Şeref, namus ve haysiyet gibi manevi değerler ve mülkiyet hakkı bireyselleştikçe, kan davaları da azalmaya başlamıştır.

II- KAN GÜTME SEBEBİYLE İŞLENEN ADAM ÖLDÜRMEK VE BUNA TEŞEBBÜS CÜRÜMLERİ FAİLLERİ HISIMLARI HAKKINDA TATBİK OLUNACAK MUAMELEYE DAİR KANUN

Ülkemizde kan davalarına ilişkin ilk kanunlaşma hareketi olayların çoğalması üzerine Osmanlı Devleti döneminde 23.6.1937 gün 3638 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3236 Sayılı ‘’Kan Gütme Sebebiyle İşlenen Adam Öldürmek ve Buna Teşebbüs Cürümleri Failleri Hısımları Hakkında Tatbik Olunacak Muameleye Dair Kanun’’ kabul edilerek kan davaları önlenmeye çalışılmıştır.
Yürürlük ve icra maddeleri ile birlikte on maddeden oluşan 3236 Sayılı Kanun’un 1. Maddesi şu şekildedir; ‘’kan gütme sebebiyle adam öldüren veya öldürmeye teşebbüs eden veya başkasını bu cürmü işlemeye azmettiren veya tahrik eyleyen kimsenin, cürüm işlendiği zaman bir dam altında yaşayan usul ve füruları ve kardeşleri karı veya kocası ikametgahlarının bulunduğu yerden başka bir yere nakledilirler.’’
Kanun’un 2. Maddesi şu şekildedir; ‘’Fail ile bir dam altında yaşamasalar bile cürüm işlendiği zaman failin ikametgahının bulunduğu köy veya kasaba veya şehir içinde ikamet eden birinci maddede yazılı hısımlarından ve amca, dayı, hala, teyze, yeğen, kaynana veya kaynatasından herhangi birinin de takdir edilecek lüzuma göre nakillerine karar verilebilir.’’
Kanun’un 6. Maddesine göre ise, haklarında nakil kararı verilenler ikametgaglarının bulunduğu yerden beş yüz kilometreden daha az bir mesafe dahilinde ikamet edemezler.
3236 Sayılı Kanun’un amacı kan davası olaylarını önlemek amacıyla suça iştirak eden veya etmeyen ayrımı yapmaksızın, mağdurun ve failin ailelerinin birbirlerini görerek suçun acısını ve kinini hatırlamalarının önüne geçmektir. 3236 Sayılı Kanun’un 1. Ve 2. Maddesi, cezaların şahsiliği prensibine, suçsuz ceza olmaz prensibine ve yerleşme hürriyetine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nin 1963/330 E., 1864/15 K. Ve 11.2.1964 Tarihli Kararı’yla iptal edilmiştir.
Yine 3236 Sayılı Kanun’un 4. Maddesine göre, kan gütme saiki ile adam öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler ile, kan gütme saikini bilerek suça katılanlar hakkında cezanın çektirilmesi veya düşmesinden sonra birinci madde hükmü tatbik olunacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nce Kanun’un yalnızca 1. ve 2. Maddeleri ile sınırlı olarak inceleme yapılarak iptal edilmesi söz konusu olduğundan diğer maddeler halen yürürlüktedir.
3236 Sayılı Kanun, kan gütme saiki ile adam öldürme suçunun azalmasını sağlayamamıştır. Nakil araçlarının hızla gelişmesi ve çoğalması dünyanın küçülmesini sağlamış ve beş yüz kilometrelik mesafe uzak olmaktan çıkmıştır. Kaldı ki sorunun çözülmesi cezai yaptırımlarla mümkün değildir. Bu tür suçlarda azalma ancak sosyal, kültürel, ekonomik gelişmeler sonucu görülebilecektir.

III- TÜRK CEZA KANUNU’NDA KAN GÜTME SAİKİYLE ADAM ÖLDÜRME

A- 765 SayılıTürk Ceza Kanunu

Kan gütme saiki ile adam öldürme, ölüm cezasını gerektiren ağırlaştırıcı sebep olarak, 765 Sayılı TCK’nın 450. Maddesine 10. Bent olarak 1953 yılında 6123 Sayılı Kanun ile eklenmiştir.
Söz konusu kanun maddesinin gerekçesinde şu açıklamalara yer verilmiştir: ‘’450. Maddeye eklenen bir bent ile kan gütme saiki ile adam öldürme suçlarına da ölüm cezası verilmiştir. Filhakika kan gütme sebebiyle işlenen adam öldürme suçlarının hemen her daim evvelden tasmin ve tasavvur edilen fiilin icrası için gerekli bütün imkan ve şartların önceden hazırlanmakta olduğu nazarı dikkate alınırsa, bu gibi fiillerin 450. Maddenin 4 No’lu bendinin şumulüne dahil olduğundan şüphe yoksa da, tatbikatta taammüt keyfiyeti tesbit edilemediğinden, maddeye bu bendin ilavesine zaruret hasıl olmuştur.’’
Dönmezer, söz konusumadde gerekçesini, kan gütme ile tasarlamanın aynı şeyler olmadığından hatta kan gütme ile tasarlamanın esasları arasında bir çelişki bulunduğuna ilişkin Yargıtay’ın farklı içtihatları olduğundan bahisle eleştirmiştir. Tasarlama, Yargıtay’ın kararlarına göre soğukkanlılıkla suçu hazırlama iradesi demektir. Kan gütme saiki ile hareket eden kişide ise, evvelce işlenen bir suça bağlı olan infial dolayısıyla tam bir irade serbestliğinden bahsedilemeyeceği gibi, kişi bunu adeta bir görev bilinci ile yapmaktadır.
Dönmezer, söz konusu kanunu ‘’19 yaşında, cahil, yersel örf ve adetlerin baskısı altında yetiştirilmiş, hısımlık grubunun telkinleri ile adeta beyni yıkanmış, patlamaya hazır bir bomba haline getirilmiş genç bir köylü çocuğunu, işlediği fiil nedeniyle ölüm cezasına mahkum ediyoruz’’ şeklinde betimleyerek, hukuki yönden isabetli olmadığını savunmaktadır.
Kan gütme saikiyle insan öldürme suçunun, yaptırımı ölüm cezası olan 450. Maddeye eklenmesiyle kan davalarının önleneceği düşünülmüştür. Ancak ilerleyen yıllarda, kan gütme sebebiyle insan öldürme suçu sonucunda verilecek ölüm cezasının, genel önlemeyi sağlamaktan yoksun ve hakkaniyete aykırı olduğu görüşü savunulmuştur.
Tezcan, cezaların ne kadar ağır da olsa suçun yine işlendiğini, cezanın amacının suçlunun cezadan sonra artık bir daha suç işlemeden toplum içinde eskisi gibi yaşayabilmesi olduğunu belirterek, ölüm cezasının modern ceza anlayışına ters düştüğünü ifade etmektedir. Bunun yanında ölüm cezası nedeniyle, 18 yaşından küçüklerin bu suçu işlemeye itildikleri ya da 18 yaşından küçüklerin suçu işlemedikleri halde üzerlerine atıldığını belirtmektedir.

B- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

Kan gütme saiki ile öldürme suçu ağırlaştırıcı neden olarak 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82. Maddesinin 1. Fıkrasının (i) bendinde hüküm altına alınmıştır.Buna göre kasten öldürme suçunun kat gütme saikiyle işlenmesi halinde kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak kanunda kan gütme saikinin tanımı bulunmadığından hangi hallerde bu bendin uygulanacağı hakkında kesin bir düzenleme mevcut değildir. Kan gütme saikine ilişkin ölçütler, ağırlaştırıcı neden olarak Yargıtay’ın verdiği kararlar ışığında belirlenmiştir.
Buna göre, kan gütme saiki ile adam öldürme suçunun unsurlarının gerçekleşmesi için şu dört koşul gereklidir:
-kan gütme saiki ile hareket eden bir kişide kendisini istila eden ve evvelce işlenen bir suça bağlı olan infial dolayısıyla tam bir irade serbestliği yoktur. Kin ve husumet altında intikam alma duygusu kişinin benliğini o derece kaplamıştır ki her şeyi göze alarak önceki suç failini ya da onun mensup olduğu gruptan ya da aileden başka birisini tutkusu altına girdiği ihtirasın etkisi ile öldürmekte ve bunu adeta bir görev bilinciyle yapmaktadır.
-olaya neden olan hadise ölümle sonuçlanmalı, öldüren kişinin intikamını almak amacıyla suç işlenmiş olmalıdır.
-ilk öldürülen ile ikinci öldürülen suçun faili arasında kan hısımlığı bulunması şart olmayıp, suçun kan gütme saikiyle işlenmesi yeterlidir.
-ilk öldürme olayı ile ikinci olay arasında çok kısa olmayan bir süre geçmelidir. Bu süre içinde fail ilk öldürme olayından duyduğu her türlü acı, kızgınlık ve öfkeden arınarak, ananelerin etkisiyle bir görevi yerine getirme bilinci ile hareket etmelidir.

IV- KAN GÜTME SAİKİ İLE ADAM ÖLDÜRME CÜRMÜNÜN HUKUKİ ÖZELLİKLERİ

A- Kan Gütme Saiki ile Hareket Etme

Kan gütme saiki ile adam öldürmede yalnızca tek bir saik vardır; kan gütme saiki. 3236 Sayılı Kan Gütme Sebebiyle İşlenen Adam Öldürme ve Buna Teşebbüs Cürümleri Failleri Hısımları Hakkında Tatbik Olunacak Muameleye Dair Kanun gerekçesinde, saik öldürülenin kanının behemal alınması hakkındaki kötü an’aneden ibaret kalmalıdır denilmiştir. Kan gütme, insan kişiliğini etkisi altına alan bir tutku niteliğindedir, ruhu istila eden bir ihtirastır. Mahkeme tarafından nitelikli hal uygulamasında, olayda başka bir saikin olup olmadığı araştırılması ve bu tespit sonucunda nitelikli hal uygulanmalıdır. Olayda başka saiklerin varlığı halinde kan gütme saikinden bahsedilemeyecektir.
Kan gütme saiki ile öç alma birbirinden farklı kavramlardır. Yargıtay’ın belirttiği gibi kan gütme ülkemizde geleneklerin halen devam ettiği bölgelerde uygulanan bir yöntemdir; ancak öç alma ilk öldürme eyleminin etkisi altında işlenen suç sonucunda oluşacak bir haldir. Eğer, öç alma saiki ile işlenmiş bir öldürme suçu var ise TCK’nın 81/1-i bendinin uygulama alanı kalmayacaktır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bir kararında, sakim ve çağdışı bir ananenin dürtüsüyle, geçmişte öldürülen bir yakınının canına bedel sayarak, hiçbir kışkırtıcı davranışı bulunmayan masum bir kişiyi, salt yakınının katiline akraba oluşu nedeniyle kana-kan almak bilinciyle öldürmeyi görev sayan kan gütme saikinin; öldürenin öç almak için öldürülmesi hallerinde geçerli olmayacağına hükmekmiştir.

B- Önceki Fiilin Ölümle Sonuçlanması

Öğreti tarafından da kan gütme saiki ile öldürme suçunun koşulları arasında sayılan bu ölçüt, öteden beri Yargıtay’ın çok eski içtihatları arasında yer almaktadır. ‘’Ölenin intikamını alma’’ saiki esas olduğundan ilk olayın sonucunun yaralama olması halinde kan gütme saiki ile adam öldürme suçu oluşmayacaktır. İlk öldürme eyleminin kan gütme saiki ile işlenmiş olması gerekli değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında, failin kan gütme saikiyle öldürme suçundan sorumlu tutulabilmesi için, diğer koşulların yanında önceki olayın ‘’öldürmeye teşebbüs’’, ‘’kaybolma’’ veya ‘’yaralamayla’’ sonuçlanmış olması ya da ‘’ölümün gerçekleşmiş olduğuna ilişkin kuvvetli bir ihtimalin’’ bulunmasının yeterli olmayacığını, gerçekleştiği kesinlikle saptanmış bir olan bir ‘’ölüm’’ olayının varlığı gerektiğine hükmekmiştir.

C- Hısımlık İlişkisi ve Failin İlk Olayın Failinin Mensup Olduğu Grup veya Aileden Birini Öldürmesi

Failin öldürdüğü kişinin, önceki öldürme olayını gerçekleştiren kişinin bağlı olduğu grubun veya ailenin mensubu olması gerekir; bu halde öldürülen kişinin suçla bağlantılı olması gerekmemektedir. Bu suçun oluşması için zorunlu bir unsur değildir.
Yine ilk olayın mağduru ile sonraki suçun faili arasında bir hısımlık bulunduğu hallerde, kan gütme saiki ile adam öldürmeyi düşünmek gerekecektir. Bununla beraber, kan gütmenin varlığı mutlaka iki ayrı hısımlık grubu ilişkisini gerektirmeyebilir.

D- İlk Olayla İkinci Olay Arasında Çok Kısa Olmayan Bir Sürenin Geçmiş Bulunması ve İlk Adam Öldürmenin

Meydana Getirdiği Eza ve İnfialin Etkisinin Geçmesi
Failde işlediği suç açısından kan gütme saikinin kabul edilebilmesi için, önceki öldürme olayı ile ikinci olay arasında çok kısa olmayan bir sürenin geçmiş olması gerekir. Bu süreyi belirlemek açısından failin öldürme fiilini ilk olayın etkisi altında mı yoksa ilk olayın meydana getirdiği eza ve infialin etkisinin geçtikten sonra mı gerçekleştirdiğini, hakim olayın somut özelliklerine göre değerlendirerek karar vermelidir.
Süre belirlenirken, fail ile öldürülen arasındaki akrabalığın derecesi de göz önünde bulundurulmalı ve cinayetin ilk işlendiği tarihin esas alınması yerine, failin serbestçe hareket etme olanağına sahip olduğu zamana göre belirlenmelidir.
Esasında süre ölçütünü belirlemek, kan gütme saikinin varlığını ispat açısından önem taşır. Kan gütme saikinin varlığının kanıtlanmasından sonra süre önem arz etmemektedir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bir kararında, Sanığın öldürme fiilini işlediği olaydan 40 gün önce kız kardeşinin kocasının maktülün oğlu tarafından öldürülmesi eyleminde, sanığın çocukların yetim kalması nedeniyle öç almak için maktülü öldürdüğü olayda, eylemin kan gütme saiki ile adam öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi başka bir kararında, kan gütme saikiyle öldürmeye tam derecede teşebbüs suçunda kan saikinde önceden aynı aileden öldürmenin olması yeterli olup belli bir sürenin geçmesinin aranmadığına hükmekmiştir.

V- HAKSIZ TAHRİK VE KAN GÜTME SAİKİ

Kasten öldürme suçuna ilişkin 82. Maddenin 1. Fıkrasının (i) bendinde ‘’kan gütme saiki’’nin varlığı, suçun temel şekline nazaran cezayı artıran bir sebep kabul edilmiştir.
765 Sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde kan gütme saikinin haksız tahrikle bağdaşıp bağdaşmayacağı tartışmalı bir konuydu.
Yargıtay kararlarına göre, kan gütme saiki ile işlenen suçlarda, haksız tahrik hükümleri uygulanabilir. Fakat kan gütme ihtirasının etkisi altında olmak bir hafifletici neden sayılamaz. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, kan gütme saiki ile işlenen öldürme suçunda 765 Sayılı Kanun’un 51. Maddesi’nin (haksız tahrik) uygulanmasının yasaya aykırı olacağına hükmetmiştir. Buna göre, kan bedelinin alınması ve intikam hissi saiki ile öldürme fiilini işleyen lehine tahrik hükümlerinin uygulanması kanunun amacına ters düşer. Kan gütmeye sebep olan önceki öldürme olayının cezayı azaltıcı sebep sayılamayacağı, Kanun’un artırıcı, şiddetlendirici saydığı bir halin, aynı zamanda cezayı indirici bir sebep olarak kabulü açık bir çelişki olduğundan mümkün değildir. Ancak bu karar doktrinde eleştirilmiştir.
Kan gütme saiki ile işlenen adam öldürme suçlarında, kan gütme tutkusunun etkisi altında suç işlemiş olmak bir hafifletici sebep sayılamaz zira TCK’da kan gütme özel bir ağırlatıcı sebep olarak düzenlenmiştir. Ancak kan gütme saiki dışında, olayda haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek durumlar varsa bunlar göz önüne alınabilir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın 82. Maddesinin 1. Fıkrasının i bendinin gerekçesinde, kan gütme saikiyle öldürme halinde müebbet hapis cezasına hükmedilmesi, fiilin sadece kan gütme saikine bağlı olarak işlenmiş olması halinde söz konusu olabilecektir. Ancak belirtilmelidir ki, haksız tahrikin koşullarının bulunduğu hallerde, bu bent hükmü uygulanmaz’’ denilmiştir.
Yargıtay kararlarında sıklıkla belirtildiği üzere, adam öldürme suçunun işlenmesi sırasında fail bir yakınının öldürülmesinin yarattığı gazap veya elemin etkisi altında ise ve bu etki ile suçu işlemiş ise sadece kan gütme saikinin varlığı kabul edilemez. Çünkü kan gütme saikinden bahsedilebilmesi için bu acı ve elemin etkisinin geçip yerini bir görev bilincine terk etmesi aranır. Dolayısıyla bu kavramlardan birinin varlığı halinde diğerinin olması mümkün olmayacaktır. Yani kişi eğer acı ve elemin etkisi ile adam öldürmüş ise zaten ortada bir kan gütme saiki yoktur.
Kan gütme saiki ile adam öldürme suçlarında, kan gütme dışında ve kan gütme saikinin niteliği ile çatışmayan takdiri hafifletici nedenlerinin varlığı TCK’nın 62. Maddesi kapsamında hakim tarafından değerlendirilebilir. Takdiri hafifletici sebep sayılacak halin, kan gütme saikinin niteliği ile çelişkili olmaması halinde bu maddeden yararlanılabilecektir.

SONUÇ

Günümüzde kan davaları, yasal olarak alınan tüm önlemlere rağmen halen devam etmektedir. Suça karşılık öngörülen yaptırımlar, kişiler üzerinde caydırıcı bir etki doğurmamış, kan gütme saiki ile insan öldürme suçunun ve dolayısıyla kan davalarının önüne geçilememiştir.
Suçla ilgili olarak ilk kanunlaşma hareketi 1937 yılında başlamış ve 3236 Sayılı kanun ışığındaki düzenlemeler ceza hukukunun kanunilik, şahsilik ve kusurluluk gibi temel ilkelerine aykırılık oluşturması nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından yürürlükten kaldırılmıştır.
1953 yılında 6123 Sayılı Kanun ile 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 450/10. Maddesine ekleme yapılarak suçun yaptırımının idam cezası olduğuna yer verilmiştir. 2004 yılında 5218 Sayılı Kanun ile idam cezası kaldırılmış ve müebbet ağır hapis cezasına çevrilmitir. 1 Haziran 2005 tarihli 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile kan gütme saiki ile öldürme suçu, kasten öldürmenin nitelikli hali olarak düzenlenmiş ve 82. Maddenin i bendinde yer almıştır.
Kan gütme saiki ile işlenen adam öldürme suçunun hukuki olarak incelendiği bu çalışmada, suçun unsurları Yargıtay Kararları esaslarına göre belirlenmiştir. Kan gütme saiki ile adam öldürme suçunun tanımı kanunda yapılmadığından, suç Yargıtay kararları ile ayrıntılı olarak tanımlanmış ve şartları açıklanmıştır.
Yargıtay kararlarına göre, bir kişinin kan gütme saiki ile adam öldürme suçundan sorumlu sayılabilmesi için kişinin sadece münhasıran kan gütme saiki ile hareket etmiş olması gerekir. Failin kan gütme saiki ile hereket ettiğinin kabul edilebilmesi için ise ilk öldürme olayının üzerinden kısa olmayan bir zaman geçmesi aranmaktadır. Failin üzerinde ilk adam öldürmenin yarattığı elem ve gazabın tesirinin ortadan kalktığı düşünülecek kadar uzun bir sürenin geçmesinden sonra, görev bilinci ile adam öldürmenin gerçekleştiği ve böylece kan gütme saikinin varlığı kabul edilmektedir.

KAYNAKÇA

AKBULUT, İlhan, Yeni Türk Ceza Kanunumuza Göre Kan Gütme Saiki İle Adam Öldürme, Kazancı Hukuk Yayımevi, Birinci Baskı, İstanbul, 2006
BAKICI, Sedat, 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri 3, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010
BAKICI, Sedat, Kan Gütme Saiki İle Adam Öldürme Suçu ve Unsurları, Ankara Barosu Dergisi, 1994/2
DÖNMEZER, Sulhi, Kriminoloji, 7. Bası, FilizKitabevi, İstanbul, 1984
DÖNMEZER, Sulhi, İçtihatlarla Kan Gütme Saiki, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt XLII, Sayı 1-4, İstanbul 1977
ERDEM, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler, Cilt 3., Ankara, 1993
EREM, Faruk, Türk Ceza Huuku Özel Hükümler, Cilt IV., 3. Bası, Seçkin Kitabevi, Ankara, 1985
GERÇEK, Leyla Çakıcı/ BAFRA, Jale, Kan Gütme Saiki İle İşlenen Adam Öldürme Suçu, Sosyal Bilimler Dergisi, 2005/1
ÖZEN, Cemil, Demokratik Seçim Süreçlerinde Antidemokratik Bir Unsur Olarak Kan Davasının Sosyolojik Açıdan Önemi ve Analizi, Yüksek Lisans Tezi, Bursa, 2000
TEZCAN, Mahmut, Kan Davaları Sosyal Antropolojik Yaklaşım, 2. Bası, Sevinç Matbaası, Ankara, 1981
TURANLI, Merve Asiye, Kan Gütme Saiki, Mehmet Akad’a Armağan, Der Yayınları, İstanbul, 2012
YAŞAR Osman/ GÖKCAN Hasan Tahsin/ ARTUÇ Mustafa, Yorumlu ve Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt II, Madde 45-85, Adalet Yayınevi, Ankara 2010
www.anayasa.gov.tr/index.php?l=manage_karar&ref=show&action=karar&id=89&content=
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 1991/1-36 E., 1991/76 K., 11.3.1991 Tarihli Kararı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2002/1-51 E., 2002/219 K. Ve 26.3.2002 tarihli ve 1991/1-36 E., 1991/76 K. Ve 11.3.1991 Tarihli Kararı
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2003/2060 E., 2004/390 K. Ve 19.2.2004 Tarihli Kararı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2009/1-228 E., 2010/69 K. Ve 30.3.2010 Tarihli Kararı
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2003/772 E., 2003/1015 K. Ve 20.5.2003 Tarihli Kararı
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2005/1083 E., 2005/1358 K. Ve 18.5.2005 Tarihli Kararı
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 4119/4714, 27.12.1978 Tarihli Kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 332/458, 4.6.1973 Tarihli Kararı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 1991/1-36 E., 1991/76 K. Ve 11.3.1991 Tarihli Kararı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *